sevgi.korkmaz71.sitemynet.com
gazete

Türkiye
Atatürk
Emperyalizm
Terör
AKP ve Türkiye
Sağlık
Unutulmayanlar
La Turquie
Ayna
Türk kimdir?
Adalet
Önümüzdekiler
Çocuklarımız
Şehirleşme
Resmi Adresler
Adresler

Türkiye


° Türkiye üzerinde oynanan oyunlar farklı alanlara taşınıyor.

° Türk silahlı kuvvetleri yıpratılmaya çalışılıyor

° Ülkeyi yönetenlerin de içinde bulunduğu bir çok kişi, bir çok yerde ve televizyon kanallarında, Türkçe olmayan kelimeleri Türk lisanı gibi Türkçe kelimeler arasında sıkılmadan kullanmaktadırlar! "Première" gibi bir çok Fransızca veya diğer yabancı dillere ait kelimeler sorumsuzca ve sık sık kullanılmaktadır!

KANLI PLAN

Ortadoğu'yu cehenneme çeviren ABD, Irak batağından çıkmak için Türkiye'yi kullanacak
....
Ortadoğu Gazetesi - 16.03.2007

teröristleri destekleyenler - Haber Türk, 27.03.2007

Meclis'te Erdoğan'ın "Sayın Öcalan" dediği tartışıldı!

AKP'ye kapatma davası

Çömez bombaladı

° Atatürk ilkeleri emperyalist güçler ve onların ülkemizdeki maşaları tarafından yıpratılmaya çalışılıyor!

° Atatürk'ün kurduğu müessese ve kurumlar çeşitli bahaneler öne sürülerek birer birer kapatılıyor!

Hamit ERGÜL
Ankara - 10.09.2006

PSİKOLOJİK SAVAŞ

PKK'ya karşı sınır ötesi operasyonu engellemek isteyen iç ve dış odaklar orduyu baskı altına almaya çalışıyor.
....
Yeniçağ Gazetesi - 16.03.2007

ÖNCE ANDIC, SONRA DARBE PALAVRALARI

° "Andıç çalındı, ABD'ye yollandı"
Genelkurmay Askeri Başsavcısı Albay Saim Öztürk, Genelkurmay Başkanlığı'nın hazırladığı medya raporunun 12 Ekim tarihinde çalındığını ve ABD'de bir kişiye yollandığını söyledi.
.....
Kanal Türk - 30.03.2007

Nokta Dergisi'ni kınıyoruz!

° Cumhurbaşkanlığı seçimi öncesi dış güçler ve onların ülkemizdeki maşaları uydurma haberlerle veya tertiplerle "sen çamur at nasıl olsa izi kalır mantığıyla" ordumuzu yıpratmaya ve Atatürk ilkelerini yıkmaya çalışıyorlar!

Uyanık olalım ve onların iğrenç maskelerini düşürelim!

Sevgi KORKMAZ
Ankara - 31.03.2007

Erdoğan; "Öcalan aldığı kellelerin hesabını veriyor" sözleriyle de şehitlerin kemiklerini sızlattı...

ABD'nin niyeti anlaşıldı:

Teröristlerle masaya oturan bize tek bir ülke gösterebilirler mi? Amaçları bir KÜRT Devleti kurdurtmak ve ülkemizi bölmek!


UYARI

Yasalar muhatabının gücüne göre işlemez. Herkese ayırım yapılmaksızın uygulanır. AKP'liler önce kendilerini sorgulayarak nerede ve nasıl hata yaptıklarını irdelemelidirler.
Yargı mensupları ve kurumları rastgele bir dille eleştirilecek kişi ve kurumlar değildir!

Hamit ERGÜL
Ankara, 14.03.2008

Türk Bayrağı

TÜRKIYE HARITASI

AHMET NECDET SEZER

AHMET NECDET SEZER

AHMET NECDET SEZER, 13 Eylül 1941'de Afyon'da doğdu. 1958 yılında Afyon Lisesi'ni, 1962'de Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ni bitirdi. Aynı yıl Ankara Hâkim adayı olarak göreve başladı. Askerliğini Kara Harp Okulu'nda Yedek Subay olarak yaptı. Sırasıyla, Dicle ve Yerköy Hâkimlikleri ve Yargıtay Tetkik Hâkimliği görevlerinde bulundu. Medeni Hukuk alanında 1977-1978'de Ankara Hukuk Fakültesi'nde yüksek lisans (master) öğrenimi yaptı. 7 Mart 1983'de Yargıtay üyeliğine seçildi. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi Üyesi iken Yargıtay Genel Kurulu'nca belirlenen üç aday arasından Cumhurbaşkanı'nca 27 Eylül 1988 gününde Anayasa Mahkemesi asıl üyeliğine, Anayasa Mahkemesi Kurulu'nca da 6 Ocak 1998'de Anayasa Mahkemesi Başkanlığı'na seçildi.

5 Mayıs 2000 gününde, Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından Türkiye'nin onuncu Cumhurbaşkanı olarak seçildi ve 16 Mayıs 2000 gününde görevine başladı.

1964 yılında Semra Hanım'la evlenen Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer üç çocuk babasıdır.

GENÇLİĞE HİTABE

Ey Türk gençliği ! Birinci vazifen, Türk istiklâlini, Türk Cumhuriyeti'ni, ilelebet muhafaza ve müdafaa etmektir.

Mevcudiyetinin ve istikbalinin yegâne temeli budur. Bu temel, senin en kıymetli hazinendir. İstikbalde dahi, seni bu hazineden mahrum etmek isteyecek dahilî ve harici bedhahların olacaktır. Bir gün, istiklâl ve Cumhuriyet'i müdafaa mecburiyetine düşersen, vazifeye atılmak için, içinde bulunacağın vaziyetin imkân ve şerâitini düşünmeyeceksin! Bu imkân ve şerâit, çok namüsait bir mahiyette tezahür edebilir. İstiklâl ve Cumhuriyetine kastedecek düşmanlar, bütün dünyada emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessili olabilirler. Cebren ve hile ile aziz vatanın bütün kaleleri zaptedilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir. Bütün bu şerâitten daha elîm ve daha vahim olmak üzere, memleketin dahilinde, iktidara sahip olanlar gaflet ve dalâlet ve hattâ hıyanet içinde bulunabilirler. Hattâ bu iktidar sahipleri, şahsî menfaatlerini, müstevlîlerin siyasi emelleriyle tevhid edebilirler. Millet, fakr ü zaruret içinde harap ve bîtap düşmüş olabilir.

Ey Türk istikbalinin evlâdı! İşte, bu ahval ve şerâit içinde dahi vazifen, Türk istiklâl ve Cumhuriyetini kurtarmaktır! Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur!

Gazi Mustafa Kemâl ATATÜRK
20 Ekim 1927

İSTİKLÂL MARŞI

Korkma, sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak;
Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak.
O benim milletimin yıldızıdır, parlayacak;
O benimdir, o benim milletimindir ancak.

Çatma, kurban olayım çehreni ey nazlı hilal!
Kahraman ırkıma bir gül! ne bu şiddet bu celal?
Sana olmaz dökülen kanlarımız sonra helal,
Hakkıdır, Hak'ka tapan, milletimin istiklal!

Ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım.
Hangi çılgın bana zincir vuracakmış? Şaşarım;
Kükremiş sel gibiyim, bendimi çiğner aşarım;
Yırtarım dağları, enginlere sığmam, taşarım.

Garbın afakını sarmışsa çelik zırhlı duvar,
Benim iman dolu göğsüm gibi serhaddim var.
Ulusun, korkma! Nasıl böyle bir imanı boğar.
"Medeniyet!" dediğin tek dişi kalmış canavar?

Arkadaş! Yurduma alçakları uğratma sakın!
Siper et gövdeni, dursun bu hayasızca akın.
Doğacaktır sana vaadettiği günler Hak'kın;
Kim bilir, belki yarın, belki yarından da yakın.

Bastığın yerleri "toprak" diyerek geçme, tanı!
Düşün altındaki binlerce kefensiz yatanı.
Sen şehit oğlusun, incitme, yazıktır atanı;
Verme, dünyaları alsan da bu cennet vatanı.

Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki feda?
Şüheda fışkıracak, toprağı sıksan şüheda!
Canı, cananı, bütün varımı alsın da Hüda,
Etmesin tek vatanımdan beni dünyada cüda.

Ruhumun senden ilahi, şudur ancak emeli;
Değmesin mabedimin göğsüne na-mahrem eli!
Bu ezanlar ki şahadetleri dinin temeli,
Ebedi yurdumun üstünde benim inlemeli

O zaman vecdile bin secde eder varsa taşım;
Her cerihamdan, ilahi, boşanıp kanlı yaşım,
Fışkırır ruh-i mücerret gibi yerden naşım;
O zaman yükselerek arşa değer belki başım!

Dalgalan sen de şafaklar gibi ey şanlı hilal;
Olsun artık dökülen kanlarımın hepsi helal!
Ebediyen sana yok, ırkıma yok izmihlal.
Hakkıdır, hür yaşamış bayrağımın hürriyet;
Hakkıdır, Hak'ka tapan milletimin istiklal!

MEHMET AKİF ERSOY

ORGENERAL YAŞAR BÜYÜKANIT'IN GENELKURMAY BAŞKANLIĞI DEVİR-TESLİM TÖRENİ KONUŞMASI

28 Ağustos 2006

Sayın Cumhurbaşkanım, Muhterem Hanımefendi, Değerli Konuklar, Sevgili Silah Arkadaşlarım, Basınımızın Değerli Mensupları,

Törenimizi onurlandırdığınız için hepinize şükranlarımı sunuyorum.

Bugün, üç gün önce büyük bir gururla teslim ettiğim Kara Kuvvetleri Komutanlığı görevinden sonra, Genelkurmay Başkanlığı görevini, değerli komutanım Orgeneral Sayın Hilmi ÖZKÖK'ten teslim almak üzere huzurlarınızdayım.

Teslim almak üzere olduğum bu görevin sorumluluğunu ve ağırlığını, bu karargahta uzun yıllar görev yapmış bir asker olarak çok iyi bilmekteyim.

Sayın Cumhurbaşkanım,

Sayın Genelkurmay Başkanım yapmış oldukları konuşmada, güvenlik konusunda ve bölgesel ve küresel anlamda çok önemli tespit ve analizlerde bulundular. Bunların, objektif ve büyük bir birikime dayalı fevkalade isabetli değerlendirmeler olduğu muhakkaktır. Bu değerlendirmeler bundan sonraki çalışmalarımıza da ışık tutacaktır. Ben de teslim almak üzere olduğum bu önemli görevin bir gerekliliği olarak, müsaadelerinizle Türkiye Cumhuriyeti'nin güvenliği bağlamındaki bazı düşüncelerimi yüksek huzurlarınızda özetle ifade etmek isterim.

Sayın Cumhurbaşkanım,

Yarım asra yaklaşan meslek yaşamım boyunca Silahlı Kuvvetlerin bir mensubu olarak ve çeşitli rütbelerde, Soğuk Savaş dönemini, Varşova Paktının ve Sovyetlerin dağılmasını, tek kutuplu ve yeni dünya düzenini arayan dünyayı, globalleşme-bölgeselleşme tartışmalarını, Körfez savaşlarını, Irak'ta meydana gelen gelişmeleri, 11 Eylül saldırılarını, nükleer silahlanma çabalarının yeniden canlanmasını ve bugün Orta Doğu'da yaşanan olayları gördük ve görmeye devam ediyoruz.

Tüm bu değişimleri, meslek yaşantımızda bulunduğumuz rütbelerin bakış açısından değerlendirmeye çalıştık ve çalışmaktayız.

Tabiidir ki, bütün bu değerlendirmelerimizi, Türkiye dışındaki gelişmelere ilave olarak Türkiye'deki değişimler de etkilemektedir. Bu döneme, güvenlik ve anayasanın 1, 2 ve 3 ncü maddelerinde ifadesini bulan Türkiye Cumhuriyeti'nin temel nitelikleri açısından, bölücü terör ve irticai faaliyetler damgasını vurmuş durumdadır. Ulu Önder Atatürk'ün kurduğu bu cumhuriyetin geleceğine bakarken, tüm bu etkileri sağlıklı bir şekilde değerlendirmemiz gerekmektedir. Çünkü, Türkiye'de geçmiş kadar, hatta daha çok gelecek önem kazanmaktadır ve biz güvenlik bağlamında geçmişten ders alarak geleceğe de bakmak zorundayız.

Açıkça ifade edelim, var olan gerçeklerden kaçamayız. Çünkü onlar vardır. Var olanları görmezsek, başını kuma gömen yaratıklara döneriz.

Yaşadığımız dünyada ve özellikle güvenlik mülahazaları göz önünde tutulduğunda, tüm güvenlik kavramlarının büyük çaplı değişikliklere uğramakta olduğu görülmektedir ve bu husus bir gerçektir.

Soğuk Savaş döneminde genç bir subay olarak NATO'da görev yaptığım yıllarda, NATO – Varşova Paktı bağlamında bu kavramlar basit ve tek yönlü idi. Güvenlik politikalarının tespiti ve planlanması da çok sade idi. Bir NATO vardı ve bir de ona karşı Varşova Paktı. Tüm güvenlik mülahazalarımızı bu ikili güç ortamına göre kurmuştuk. Ancak yaşadığımız dünyada her şey değişti.

Bu konuda bir kıyaslama yapmak istiyorum. Türkiye'nin güvenliği ve geleceği boyutunda o tarihlerde, ki 70'li yıllardır,

- Dengelenmiş iki kutuplu bir dünya vardı,

- ABD'ye kendi kıtasında tarih boyunca hiçbir saldırı yapılmamıştı,

- Tarihte, kısa sayılacak bir süre içinde iki kez Irak'ta savaş yaşanmamıştı,

- Irak'ta ortaya çıkan ve Türkiye'nin geleceği açısından yaşamsal önem taşıyan olaylar gerçekleşmemişti,

- Orta Doğu, Balkanlar, Kafkasya, İran bağlamında böylesine belirsizlikler ortaya çıkmamıştı,

- Türkiye açısından hayati önem taşıyan Kıbrıs, 1974 yılı hariç, hiç bu kadar tartışma konusu olmamıştı,

- Ayrıca cumhuriyetin kurulduğu günden bu güne, Türkiye Cumhuriyeti'nin ülkesi ve ulusu ile bölünmez bütünlüğü ve cumhuriyetin temel ilkeleri hiçbir zaman bu boyutlarda tartışma konusu olmamıştı.

Sayın Cumhurbaşkanım;

Bu söylediklerimi, üzüntü ile ifade ediyor ve bir gerçeği vurgulamak istiyorum. Türkiye Cumhuriyeti kurulduğu günden bugüne kadar hiçbir zaman, bu kadar tehditle aynı anda karşı karşıya gelmemiştir.

Türkiye'nin çevresinde oluşan bu belirsizlikler ve risklere ilave olarak, silahlı bölücü terörün dışında, silahsız terör diyebileceğim iç ve dış oluşum ve girişimlerle Türkiye Cumhuriyeti'nin üniter yapısına hiç bu kadar saldırılmamıştır.

Herkesin bildiği bir hususu, yüksek müsaadelerinizle tekrarlamak istiyorum.

Türkiye Cumhuriyeti demokratik, laik, sosyal bir hukuk devletidir. Bu dört nitelik, cumhuriyetin temelidir ve değiştirilemeyecek, değiştirilmesi teklif bile edilemeyecek anayasa hükümleridir. Bu değerler aynı zamanda, çağdaş ve aydın vatandaşlarımız ile devlet kurumlarının ortak paydasını oluşturur. Bu değerlerle bezenmiş bir ortak paydada bütünleşen toplumsal yapımızda istikrarsızlık ve güven bunalımının ortadan kalkacağı izahtan varestedir.

Sayın Cumhurbaşkanım,

Son yıllarda Türkiye Cumhuriyeti'nde askerin rolü konusu çok tartışılır olmuştur. Bu tartışmalar iyi niyetle ve objektif kıstaslarla yapılırsa, anlayışla karşılamak hatta bu değerlendirmelerden istifade etmek bile mümkündür. Ancak, ön yargılı, bazıları yabancı devletlerce finanse edilen ve sipariş üzerine yapılan, doğru bilgileri içermeyen ve kamuoyunu yanlış yönlendirmekten başka bir amacı ve işlevi olmayan ve bilimsellikten uzak bu değerlendirmeler, üzüntü ve ibretle karşılanmaktadır. Bu durumu huzurlarınızda açıkça ifade etmek istiyorum.

Şüphesiz, Türk Silahlı Kuvvetlerinin iç siyasetle ilgisi yoktur ve olmamalıdır. Ben, silah arkadaşlarıma, bu konuda hep 1830-1918 dönemi Osmanlı tarihini iyi incelemelerini öneriyorum.

Anlayışımıza ve yasalara göre askerin dört temel görevi vardır:

- Birincisi, kendisine teslim edilen birlikleri en iyi şekilde eğitmek ve harbe hazır hale getirmektir,

- İkincisi, dış tehditlere karşı ülkeyi ve ülkenin çıkarlarını korumaktır,

- Üçüncüsü, ülkenin üniter yapısını ortadan kaldırmak isteyen terör dahil tüm mihraklarla mücadele etmektir,

- Dördüncüsü ise daha önce ifade ettiğim anayasanın ilk üç maddesinde belirtilen cumhuriyetin temel ilkelerine sahip çıkmaktır.

Belirttiğim dört hususun hiçbiri, bizim anlayışımıza göre iç siyasetle ilgili değildir ve bu görevler bize yasalarla verilmiştir. Askerin, yasalarla verilmiş görevleri yapma veya yapmama gibi bir seçeneği ve lüksü yoktur.

Sayın Cumhurbaşkanım,

Bir hususu çok iyi biliyorum. Birçok kişinin ve değerli basın mensuplarının merak ettiği, şahsıma yönelik iki yıldır süren akıl, ahlak ve yasa dışı saldırılar konusunda ne düşündüğüm ve ne söyleyeceğim konusudur. Genelkurmay Başkanlığı Devir ve Teslim Töreni gibi çok anlamlı bir törende, bu tür konuları gündeme getirmenin, icra edilen törenle ve törenin seviyesi ile uyuşmayacağını düşünmekteyim.

Bu, Türk Silahlı Kuvvetleri ve laik Türkiye Cumhuriyeti düşmanı şer odaklarını yalnız ben değil Türk milleti de bilmektedir ve inanıyorum ki, yakın gelecekte maskeleri düşecek olan bu şer odakları yüce Türk adaleti önünde gereken hesapları vereceklerdir. Bu nedenle, konu ile ilgili başka bir şey söylemek de istemiyorum.

Sayın Cumhurbaşkanım,

Yaşadığımız coğrafya, Türkiye Cumhuriyeti'nin sonsuza kadar bekası için güçlü muhafızların varlığını gerekli kılmaktadır. Bu güçlü muhafızlar, ulus ve devletin yalnız askeri, polisi değil; tüm kurumlarıdır. Bu güçlü muhafızların bir unsuru da şüphesiz Türk Silahlı Kuvvetleridir.

Türk Silahlı Kuvvetleri; yaşadığı çağın gereklerine uyum sağlamak ve kendisini geleceğe hazırlamak konusunda çok büyük bir çaba sarfetmektedir. Geleceğe ait planlarımız ve programlarımız büyük bir titizlikle takip edilmektedir. Günümüzde, sayısal çokluktan ziyade teknolojik nitelikler önem kazanmıştır. Bu nedenle modernizasyon projeleri ön plana çıkmaktadır. Genelkurmay Başkanlığınca başlatılan modernizasyon projelerinin yakından takibi, öncelikli görevim olacaktır. Ulusumuzun Türk Silahlı Kuvvetlerine tahsis ettiği kaynakları en rasyonel şekilde kullanarak, daha güçlü bir Silahlı Kuvvetler haline gelmek en büyük hedefimiz olacaktır. Kara, deniz ve hava kuvvetleri ile güçlü ve caydırıcı bir güç olmak, bugün olduğu gibi, gelecekte de en büyük hedefimizdir.

Silahlı Kuvvetler, bilindiği gibi, sadece savaşmak için yoktur. Silahlı Kuvvetler aynı zamanda barışın da teminatıdır. Caydırıcı bir güce sahip olan Silahlı Kuvvetler, aynı zamanda ülkemiz üzerinde olumsuz düşünenlerin yanlış hesaplarını önler. Bu düşüncelerle, Genelkurmay Başkanlığı olarak tüm enerjimizi karası ile denizi ile ve havası ile tüm kuvvetlerimizin daha çağdaş ve güçlü olması yönünde kullanacağız. Bu yönde tüm gayretlerimizi yoğunlaştırırken, bu çalışmalarımızın güç kaynağını;

- Atatürkçü Düşünce Sisteminin çağdaş aydınlığı,

- Geleneksel disiplin anlayışımız,

- Silah arkadaşlığı kavramımız,

- Ve Yüce Türk milletinin bize karşı beslediği engin güven duygusu oluşturacaktır.

Bu bağlamda, saydığım bu dört temele gözümüz gibi bakacak ve koruyacağız. Bundan kimsenin şüphesi olmasın.

Sayın Cumhurbaşkanım, Değerli Konuklar,

Konuşmamın son bölümüne geçmeden, bugün ülkemizde gözlemlediğim güvenlik bağlamında bazı yaygın endişelere ve beklentilere ilişkin görüşlerimi de ifade etmek isterim.

1. Bugün Türkiye'de etnik milliyetçiliğe dayalı bir bölücü terör tehdidi söz konusudur. Üç gün önce Kara Kuvvetleri Komutanlığı Devir Teslim Töreninde söylediklerimi açıkça bir kere daha ifade etmek istiyorum: İnsan hakları, barış, özgürlük ve demokrasi gibi çağımızın yüksek değerlerini kendisine kalkan edinen malum örgütün ve bu örgüte destek verenlerin hevesleri kursaklarında kalacaktır. Devleti ile, milleti ile ve güvenlik güçleri ile Türkiye Cumhuriyeti, bu tehdidin üstesinden gelecektir. Hiçbir mihrak, yurt içi olsun, yurt dışı olsun, hangi metodu denerse denesin, hangi gayriinsani ve gayriahlaki yollara başvurursa vursun, bizim mücadele azmimizi ve kararlılığımızı ortadan kaldıramayacaktır. Bu mücadele içinde acılar çektik ve çekeceğiz. Ancak esas acıyı; bize, Türk milletine bu acıyı çektirenlerin karanlık hayalleri içinde boğulurken çekeceklerini göreceğiz ve buna inanmaktayız.

2. Güvenlik bağlamında çok önemli bir konuyu daha huzurlarınıza getirmek istiyorum. İyi niyetle de olsa bazı kişiler Türkiye Cumhuriyeti'nin Sevr ile tekrar karşılaşacağını ifade etmektedirler. Türk Silahlı Kuvvetlerinin Komutanlığını teslim almak üzere olduğum şu anda açık ve kesin olarak ifade etmek isterim ki; bazı mihraklar bu tür çabalar ve diğer bazıları da bu tür beklentiler içinde olsa bile, ben milli gücümüzün tüm unsurlarını alt ederek Türkiye'yi yeniden Sevr'e mahkûm edebilecek bir gücün mevcut olduğunu veya olabileceğini düşünmüyorum.Türk milleti ve devleti güçlüdür. Hep ifade ediyorum, kendimizi güçsüz görmeyelim. Emelleri ve hayalleri olanlar olabilir. Ancak biz onların bu hayallerini söndürme güç ve kararlılığına sahibiz. Bundan kimsenin şüphesinin olmaması gerekir.

3. Aynı şeyi irtica tehdidi için de söylemek isterim. İrtica tehdidi, Türkiye Cumhuriyeti'nin kurulduğu anda başlamıştır ve bugün de devam etmektedir. Konuşmamın başında da ifade ettiğim gibi; anayasamızda açıkça belirtilen Cumhuriyetimizin Temel İlkeleri bizim varlık nedenimizdir ve bu sorumluluğumuzdan kendimizi soyutlayamayız.

4. Yüksek huzurlarınıza getirmeyi istediğim diğer bir husus, Kıbrıs'la ve Silahlı Kuvvetlerle ilgilidir. Bilindiği gibi, Kıbrıs'ta önemli bir askeri güç bulundurmaktayız. Kıbrıs'ta bulundurduğumuz ve otuz yılı aşkın süredir Kıbrıslı Türklerin güvenliğini büyük bir başarı ile sağlayan Türk Silahlı Kuvvetleri birliklerinin, adil ve kalıcı bir barış sağlanmadan Ada'dan çekilmeyeceği, Genelkurmay Başkanlığı ve hükümet yetkilileri tarafından açıklanarak devlet politikası haline gelmiştir. Bu politikanın takipçisi olacağımızdan da kimsenin şüphesi olmaması gerekir.

5. İfade etmek istediğim son husus, askerlikle ilgilidir. Zaman zaman yerli yersiz bedelli askerlik gündeme gelmektedir. Bundan büyük bir üzüntü duymaktayım. İnanmaktayım ki bu konu, ana yurdumuzun şehitler veren insanlarını da üzmektedir.

Bedelli askerlik ancak ihtiyaç fazlası personel olduğunda Genelkurmay Başkanlığının Milli Savunma Bakanlığına teklifi doğrultusunda gerçekleşebilir. Askerlik süresinin 18 aydan 15 aya indirilmesi ile bu husus gündemden düşmüştür. Bu uygulama ile Türk Silahlı Kuvvetleri zaten barış kadrosunu %20 oranında aşağıya düşürmüştür. Bu yapı altında Türk Silahlı Kuvvetlerinin böyle bir teklifi uygun görmesi mümkün değildir ve hizmet yaptığım süre içinde de Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından hiçbir zaman böyle bir teklif yapılmayacaktır. Bunu açıklıkla ifade ediyorum. Ayrıca, bu tür girişimlerden büyük rahatsızlık duyduğumu da belirtmek istiyorum. Bu tür girişimleri, Türkiye Cumhuriyeti coğrafyasında yaşayan ve şehitler veren insanlara karşı en hafif tabiri ile saygısızlık olarak görüyorum. Ayrıca bu girişimlere sebep olanların çabalarını Türk gençlerini askerlikten soğutmak olarak değerlendiriyor ve onların bedelli askerlik beklentisi içinde asker kaçağı durumuna düşmelerinden duyduğum üzüntüyü ifade ediyorum ve diyorum ki; herkes kutsal vatan görevine gelsin, gelmeyenleri bu ulus affetmez. Vatan görevine gelmemenin hiçbir mazereti olmaz.

Sayın Cumhurbaşkanım, Değerli Konuklar,

Konuşmamın son bölümüne gelmiş bulunmaktayım. Kısa bir süre sonra, bu ulvi görevi Sayın Genelkurmay Başkanım Orgeneral Hilmi ÖZKÖK'ten teslim alacağım. Kendisini Üsteğmen rütbesinde bulunduğum genç subaylığımdan beri tanıyorum. Ayrıca, Genelkurmay Harekât Başkanı, Genelkurmay II nci Başkanı, 1 nci Ordu Komutanı ve Kara Kuvvetleri Komutanı olarak emrinde çalıştım. Bu görevi kendisinden teslim almaktan büyük bir onur ve gurur duymaktayım.

Sayın Komutanıma, başta eşleri Sayın Hanımefendiye ve tüm aile bireylerine bundan sonraki yaşamlarında sağlık, mutluluk ve huzur dolu uzun ömürler diliyorum. Kendileri, Türk Silahlı Kuvvetlerine çok değerli hizmetleri ile daima ve şükranla anılacaktır.

Ayrıca, uzun yıllar tüm enerjimi görevime vermemi sağlayan, zor askerlik mesleğinin tüm sıkıntılarını benimle paylaşan sevgili eşim Filiz'e yüksek huzurlarınızda en içten teşekkürlerimi sunmayı bir borç olarak görüyorum.

Sayın Cumhurbaşkanım, Muhterem Hanımefendi, Değerli Konuklar ve Sevgili Silah Arkadaşlarım,

Bu anlamlı törene katıldığınız için şükranlarımı tekrar sunuyor ve Genelkurmay Başkanlığı görevini Sayın Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hilmi ÖZKÖK'ten teslim alıyorum.

EuroTürk

GENELKURMAY BAŞKANLIĞI BASIN AÇIKLAMASI

GENELKURMAY BAŞKANLIĞI BASIN AÇIKLAMASI

TARIH : 27 NİSAN 2007
NO : BA - 08/07

Türkiye Cumhuriyeti devletinin, başta laiklik olmak üzere, temel değerlerini aşındırmak için bitmez tükenmez bir çaba içinde olan bir kısım çevrelerin, bu gayretlerini son dönemde artırdıkları müşahede edilmektedir. Uygun ortamlarda ilgili makamların, sürekli dikkatine sunulmakta olan bu faaliyetler; temel değerlerin sorgulanarak yeniden tanımlanması isteklerinden, devletimizin bağımsızlığı ile ulusumuzun birlik ve beraberliğinin simgesi olan milli bayramlarımıza alternatif kutlamalar tertip etmeye kadar değişen geniş bir yelpazeyi kapsamaktadır.

Bu faaliyetlere girişenler, halkımızın kutsal dini duygularını istismar etmekten çekinmemekte, devlete açık bir meydan okumaya dönüşen bu çabaları din kisvesi arkasına saklayarak, asıl amaçlarını gizlemeye çalışmaktadırlar. Özellikle kadınların ve küçük çocukların bu tür faaliyetlerde ön plana çıkarılması, ülkemizin birlik ve bütünlüğüne karşı yürütülen yıkıcı ve bölücü eylemlerle şaşırtıcı bir benzerlik taşımaktadır.

Bu bağlamda;

Ankara'da 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı kutlamaları ile aynı günde kuran okuma yarışması tertiplenmiş, ancak duyarlı medya ve kamuoyu baskıları sonucu bu faaliyet iptal edilmiştir.

22 Nisan 2007 tarihinde Şanlıurfa'da; Mardin, Gaziantep ve Diyarbakır illerinden gelen bazı grupların da katılımı ile, o saatte yataklarında olması gereken ve yaşları ile uygun olmayan çağ dışı kıyafetler giydirilmiş küçük kız çocuklarından oluşan bir koroya ilahiler okutulmuş, bu sırada Atatürk resimleri ve Türk bayraklarının indirilmesine teşebbüs edilerek geceyi tertipleyenlerin gerçek amaç ve niyetleri açıkça ortaya konulmuştur.

Ayrıca, Ankara’nın Altındağ ilçesinde "Kutlu Doğum Şöleni" için ilçede bulunan tüm okul müdürlerine katılım emri verildiği, Denizli'de İl Müftülüğü ile bir siyasi partinin ortaklaşa düzenlediği etkinlikte ilköğretim okulu öğrencilerinin başları kapalı olarak ilahiler söylediği, Denizli'nin Tavas ilçesine bağlı Nikfer beldesinde dört cami bulunmasına rağmen, Atatürk İlköğretim Okulunda kadınlara yönelik vaaz ve dini söyleşi yapıldığı yolunda haberler de kaygıyla izlenmiştir.

Okullarda kutlanacak etkinlikler, Milli Eğitim Bakanlığı'nın ilgili yönergelerinde belirtilmiştir. Ancak, bu tür kutlamaların yönerge dışı talimatlarla yerine getirildiği tespit edilmiş ve Genelkurmay Başkanlığınca yetkili kurumlar bilgilendirilmesine rağmen herhangi bir önleyici tedbir alınmadığı gözlenmiştir.

Anılan faaliyetlerin önemli bir kısmının bu tür olaylara müdahale etmesi ve engel olması gereken mülki makamların müsaadesi ile ve bilgisi dahilinde yapılmış olması meseleyi daha da vahim hale getirmektedir. Bu örnekleri çoğaltmak mümkündür.

Cumhuriyet karşıtı olan ve devletimizin temel niteliklerini aşındırmaktan başka amaç taşımayan bu irticai anlayış, son günlerdeki bazı gelişmeler ve söylemlerden de cesaret almakta ve faaliyetlerinin kapsamını genişletmektedir.

Bölgemizdeki gelişmeler, din ile oynamanın ve inancın siyasi bir söyleme ve amaca alet edilmesinin yol açabileceği felaketlerin ibret alınması gereken örnekleri ile doludur. Kutsal bir inancın üzerine yüklenmeye çalışılan siyasi bir söylem veya ideolojinin inancı ortadan kaldırarak, başka bir şeye dönüştüğü, ülkemizde ve ülke dışında görülebilmektedir. Malatya'da ortaya çıkan olayın bunun çarpıcı bir örneği olduğu ifade edilebilir. Türkiye Cumhuriyeti devletinin çağdaş bir demokrasi olarak, huzur ve istikrar içinde yaşamasının tek şartının, devletin Anayasamızda belirlenmiş olan temel niteliklerine sahip çıkmaktan geçtiği şüphesizdir.

Bu tür davranış ve uygulamaların, Sn. Genelkurmay Başkanı'nın 12 Nisan 2007 tarihinde yaptığı basın toplantısında ifade ettiği "Cumhuriyet rejimine sözde değil özde bağlı olmak ve bunu davranışlarına yansıtmak" ilkesi ile tamamen çeliştiği ve Anayasanın temel nitelikleri ile hükümlerini ihlal ettiği açık bir gerçektir.
Son günlerde, Cumhurbaşkanlığı seçimi sürecinde öne çıkan sorun, laikliğin tartışılması konusuna odaklanmış durumdadır. Bu durum, Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından endişe ile izlenmektedir. Unutulmamalıdır ki, Türk Silahlı Kuvvetleri bu tartışmalarda taraftır ve laikliğin kesin savunucusudur. Ayrıca, Türk Silahlı Kuvvetleri yapılmakta olan tartışmaların ve olumsuz yöndeki yorumların kesin olarak karşısındadır, gerektiğinde tavrını ve davranışlarını açık ve net bir şekilde ortaya koyacaktır. Bundan kimsenin şüphesinin olmaması gerekir.
Özetle, Cumhuriyetimizin kurucusu Ulu Önder Atatürk'ün, "Ne mutlu Türküm diyene!" anlayışına karşı çıkan herkes Türkiye Cumhuriyeti'nin düşmanıdır ve öyle kalacaktır.
Türk Silahlı Kuvvetleri, bu niteliklerin korunması için kendisine kanunlarla verilmiş olan açık görevleri eksiksiz yerine getirme konusundaki sarsılmaz kararlılığını muhafaza etmektedir ve bu kararlılığa olan bağlılığı ile inancı kesindir.
Kamuoyuna saygı ile duyurulur.

Umudun tükenişi

Türkiye böyle önemli stratejik adımlar atmazsa Türkiye'yi kuşatan güçlerin elinde oyuncak olmaya devam eder. Türkiye'nin etrafındaki çember hızla daralıyor. Türk ülkelerindeki gelişmeler hiç de olumlu gözükmüyor. Bu gidişle dost ve kardeş Türk ülkeleriyle de ilerde karşı karşıya gelebiliriz. Çünkü aynı Türkiye'de oynanan oyunlar bu ülkelerde de çok yoğun bir şekilde oynanmaktadır.

Kemal Çapraz - 24.07.2005

"Dün, dündür!" lafı ve yasak kararı...

Hasan PULUR

Kim ne derse desin, başta biz "Süleyman Bey"in yaptıklarını hiç unutmasak da, son yıllara damgasını vuran, söyledikleri, adeta düstur, ilke haline gelen politikacı Sayın Süleyman Demirel'dir.
"Yollar yürümekle aşınmaz" demiş, "Memleket 70 sente muhtaç" demiş, "Kendim için bir şey istiyorsam namerdim!" demiş. Bu özdeyişler, vecizeler siyaset meydanının duvarına kazılmıştır.
Hele "Dün dündür, bugün bugündür!" lafı yok mu?
Hiç unutulmaz!
* * *
Yıllar sonra bugünkü Başbakan Tayyip Erdoğan da adeta ondan kopya çekmiştir.
Tabii, ufak tefek farklarla...
Sayın Demirel, hiç olmazsa "Dün dündür, bugün bugündür" derken 24 saatlik bir süre tanımıştır.
Oysa Tayyip Erdoğan bu süreyi iyice düşürmüş; saat 13.30, İsrailli işadamı Sami Ofer'le görüşmediğini söylerken, 10 saat sonra televizyonda Ofer'le görüştüğünü kabul ederek, Demirel'in 24 saatlik rekorunu 10 saate indirmiştir.
Yani "Dün dündür, bugün bugündür" lafı "Sabah sabahtır, gece gecedir"e dönüşmüştür.
* * *
Tüpraş'ın yüzde 14.75 hissesinin İsrailli Ofer'e satılmasının hikâyesini okurken, polisiye ya da bir casusluk hikâyesi okuyup okumadığımızın tereddüdünü yaşadık.
Ne esrarengiz satış bu...
Gece yarısı İstanbul'dan özel bir uçak kalkar, içinde İsrailli işadamı Ofer ve Global Menkul'un sahibi Mehmet Kutman vardır. Uçak Ankara'ya iner, perdeleri inik, siyah bir otomobile atlarlar, araba gecenin sessizliğini ve karanlığını delerek, Maliye Bakanlığı'na gelir. Maliye Bakanı Unakıtan, misafirlerini ayakta karşılar. Sabahın ışıkları bakanlığın kalın perdeleriyle örtülü pencerelerinden sızarken, toplantı biter. Maliye Bakanı misafirlerini uğurlar ve mesai başlar başlamaz, saat 9'da Özelleştirme İdaresi Başkanlığı'na emrini verir:
"Tüpraş'ın 14.75 hissesini Ofer'e satın, gitsin!"
Ne açıklık, ne saydamlık değil mi?
* * *
Bir buluşma daha...
Baba oğul Oferler, Ankara'ya gelirler, otelin balo salonunun arka kapısından içeri girerler, özel bir süitte Başbakan'ı beklerler. Aşağıdaki salonda AKP'nin kuruluş yıldönümüne katılan Başbakan yukarı çıkar, "Oferler"le görüşür. "Oferler" görüşmeden sonra, bu defa garsonların servis kapısından otelden ayrılır. Bir süre sonra da baba Ofer, hem Başbakan'a teşekkür eder, hem de AKP iktidarını över:
Ve ekler:
"Bu durum bizi Türkiye ile ilgili gelecek fırsatlar açısından heveslendirmektedir."
Kim heveslenmez ki?!
* * *
Bir başka konu...
Boğaziçi Üniversitesi'ndeki "Ermeni konferansı"nı mahkemenin ertelemesine hiç gerek yoktu...
Toplantının bilimsel olup olmadığı tartışılabilir ama, engellemek hiç doğru değil.
Tıpkı Orhan Pamuk hakkında dava açmak gibi...
"Türkler 1 milyon Ermeni'yi kestiler, 30 bin Kürt'ü katlettiler!" safsatasını ispat edebildi mi?
Edemedi; bu ona yeter...
Düşünce, yalan yanlış da olsa yasakla önlenmemeli...
Lakin "Türkler 1 milyon Ermeni'yi kestiler, 30 bin Kürt'ü öldürdüler, palavrası da düşünce özgürlüğüne girmez."
Haaa, "palavraya özgürlük!" derseniz, haklısınız!

Milliyet Gazetesi - 24 Eylül 2005 Cumartesi

Mossad'ın 2. adamı Ankara'da!

Davif-Kimche - Mossad'ın 2. adamı Ankara'da!

Ankara Haziran ayı sonunda çok ilginç bir uluslararası toplantıya ev sahipliği yapacak. Hazırlıklarına geçen yıl başlanan toplantı ilk bakışta şehircilik merkezli görünüyor. Glocal Forum adlı, İtalya merkezli ulsulararası kuruluş tarafından düzenlenen etkinliğe dünya çapında katılım olacak: Başta istanbul Büyük şehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş, Belediye başkanları, siyasetçiler, iş adamları... İlginç bulmadınız mı? O zaman şunu da duyun bir:
Glocal Froum adlı kuruluşun yönetim kurulu başkanı, İsrail gizli servisi Mossad'ın en ünlü elemanlarından birisi, Mossad İkinci Başkanlığı'na kadar yükselen bir şahsiyet: David Kimche.

David Kimche, 6 Ağustos 2005'de Ankara'ya geldi ve Ankara Büyükşehir Belediyesi Başkanı Melih Gökçek'le toplantıyla ilgili olarak görüştü. Büyükşehir Belediyesinin himayesindeki toplantı ise 30 Haziran - 6 Temmuz 2006 tarihleri arasında gerçekleşecek.
Haziran ayı içinde basın bu toplantıyı geniş olarak verecek, hiç şüphemiz olmasın. Katılcak şahsiyetler, kuruluşun yüce amaçları vs. gündemi kaplayacaktır. Ancak, kurumun yönetim kurulu başkanın istihbarat geçmişi gündeme gelmeyecektir.

Ünlü bir İsrailli istihbaratçının yönetim kurulu başkanlığını yaptığı bir uluslararası kuruluş ve Ankara'da planladığı şehircilik toplantısı...

Peki kim bu David Kimche?

Google'da adını yazar yazmaz karşınıza çıkan anahtar niteliğindeki isimleri ve olayları sıralayalım: İrangate, Iraklı Kürtler, Nicaragua, Lübnan, silah ticareti, Mossad, İsrail dışişleri bakanlığı, İsrail dışilişkiler konseyi vs. vs.

İNGİLİZ BEYEFENDİSİ

David Kimche, aristokratik, pekçok haham da çıkarmış bir İsviçreli Yahudi ailesinin üyesi. Ailesi, o doğmandan hemen önce İngiltere'ye yerleşiyor. Kimche, İngiltere'de doğuyor. Zaten kimche'yi daha sonra gireceği Mossad'da mesleki başarısı kadar, İngiliz "inceliği" de ayırıyor iş arkadaşlarından. "Kaba saba" diye tabir edilen diğer Mossad elemanlarının yanında Kimche son derece sofistike bulunuyor.

MOSSAD'A GİRİŞ

Kimche 1946'da Filistin'e gidiyor. İsrail devleti kurulduktan sonra şansını İsrail dışişleri bakanlığında deniyor ama imtihanlarda başarılı olamıyor. Bir süre Jerusalem Post'ta gece editörlüğü yapıyor. Bir süre sonra, yeni kurulan Mossad'a girmeyi başarıyor.

AFRİKA YILLARI

David Kimche, 1950'li ve 1960'lı yıllarda Afrika'da görülüyor. Yeni yeni bağımsız devletler oluşur, Afrika darbelerle çalkanırken, kıtada "David Sharon" sahte adıyla görev yapan İsrail dışişleri yetkilisi olarak bütün olup bitenlerde etkin rolü olduğu söyleniyor. O dönemde Afrika'da görev yapan gazeteciler David Sharon'u belli başlı bir haber kaynağı olarak anımsıyorlar. Tabii bazen de dezenformasyon, yönlendirici haber kaynağı...

David Kimche valizini alıp bir Afrika ülkesine gidiyor, oradan ayrıldıktan birkaç gün sonra orada ya bir iç savaş başlıyor yahut bir darbe gerçekleşiyor. Afrika'nın ünlü yöneticilerinden İdi Amin'in arkasında da David Kimche (ya da Sharon) gölgesi görülüyor.

KÜRTLERLE DANS

Kimche aynı yıllarda Irak'taki Kürtlerle de teması kuran adam. Barzaniyi eğiten ve silahlandıran isim. Bugün kuzey Irak'ta gelinen noktanın başlangıcında da o var yani.
Kimche'nin bir diğer ilgi alanı da İran ve Türkiye. Arap olmayan Müslüman Ortadoğu ülkeleriyle sıkı ilişkileri var.

Kimche 1970'lerde Mossad'ın tepesine kadar yükseliyor, ikinci adam oluyor. Mossad'ın başına geçmesine kesin gözüyle bakılırken, ani bir biçimde tasfiye ediliyor. Mossad Başkanı, Kimche'yi kendisine bağlı bağımsız bir örgütlenme ve finans yapısı kurmakla ve bunu Mossad'ın başına geçmek için kullanmaya kalkışmakla suçluyor.

İRANGATE

David Kimche'nin sonraki durağı İsrail Dışişleri Bakanlığı oluyor. Kimche, İsrail dışişleri bakanlığı müsteşarlığına getiriliyor. 1980larin başındaki bu görevi sırasında İsrail Lübnan'ı işgal ediyor. İşgalin önemli aktörlerin birisi de Kimche.
David Kimche'nin en ilginç faaliyetlerinden biri "80'lerin ikinci yarısında gerçekleşiyor." 1987'de patlak veren İrangate skandalının arkasında Kimche çıkıyor. Amerika, tüm dünyayı İran'a ambargo uygulamaya çağırırken, kendisi, "Lübnan'da rehin tutulan vatandaşlarına karşılık" diyerek İran'a silah satmakta, buradan gelen parayı da Nicaragu'daki anti-komünist Contra
gerillalarına aktarıyordu. Ancak ABD İran'la doğrudan temas halinde değildi; arada İsrail, İsrail adına da öncelikle David Kimsche vardı!

Kimsche, dışişleri bakanlığındaki görevinden sonra da bu işlerden kopmuş görünmüyor. İsrail dışilişkiler konseyinde faal, son senelerde de Glocal Forum'un yönetim kurulu başkanı. Kimsche bu sıfatıyla geçen yıl Türkiye'ye geldi, Ankara belediye başkanı Melih Gökçek'le görüştü.

GLOCAL FORUM NE YAPAR?

Başında, İsrail'in en seçkin istihbarat ve diplomasi şahsiyetlerinden birinin bulunduğu Glocal Forum faaliyet amaçlarını şöyle tarif ediyor: Barış inşa etmek, tarım ve beslenme, bilgi ve iletişim teknolojileri, çocuklar, gençler, spor, sanat faaliyetleri. Kuruluş, bu alanlarda politika formüle eden bir think-tanki de bünyesinde barındırıyor. Proje bazlı olarak çalışan Glocal Forum, adından da anlaşılacağı üzere (Global ile Local'in, kürsel ile yerelin karışımı: Glocal) küresel çapta yerel odaklı çalışıyor. Yerel odakta ise şehir ve şehirler arası ilişkiler bulunmakta. Glocal Forum, sivil toplum örgütlerinin yerel düzeydeki etkinliklerini arttırmayı öngörüyor.

Kafkasya ve Ortadoğu'nun sivil darbeler ve savaşlarla çalkandığı, Büyük Ortadoğu Projesinin dört koldan, öncelikle de toplumsal düzeyde uygulanmaya koyulduğu bir dönemde, başında sicili epey kabarık bir eski Mossad şefinin bulunduğu bir uluslar arası kuruluş Ankara'da büyük bir toplantı gerçekleştirecek.

8 sütun

Oyuna gelmeyin

ABD, PKK terörünü çözmek bahanesiyle büyük tuzaklar kuruyor

ABD, Türkiye'yi PKK ile masaya oturtmakta kararlı.Terör örgütü üyelerine genel af da isteklerin başında geliyor. Hükümet ise "ABD ne derse o olur" havasında

Buna da mı evet

ABD'nin yeni PKK koordinatörünü atarken yeni planı da belli olmaya başladı. Buna göre, Kuzey Irak'taki PKK'lıların Türkiye'ye dönmesi sağlanacak. Böylece Kuzey Irak'taki PKK varlığı da çözülmüş olacak. Son aşama ise bölgedeki tüm Kürt partileriyle Türkiye'yi masaya oturtmak.

ABD-PKK buluşması

BU aşamaların ardından PKK'nin siyasallaşmasini saglamak için Türkiye'ye baski yapilacak. ABD bu görüşlerini peşmergeler yoluyla Türkiye'ye iletmeye başladi. PKK'nın sözde üst düzey yöneticisi Murat Karayılan da , geçtiğimiz günlerde ABD'den bazı yetkililer ile görüştüklerini açıkladı.

AKP hükümeti, PKK ile masaya oturmaya hazırlanırken, ABD koordinatörünü atadı. Türkiye'nin de PKK koordinatörünü bir kaç gün içinde açıklaması bekleniyor.

Türkiye'nin atayacağı koordinatörlük içinse 30 Ağustos itibariyle olan Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Fevzi Türkeri'nin adı ileri sürülüyor.

Bütün bu gelişmeler yaşanırken ABD'nin yeni PKK planı da belli olmaya başladı.

Türkiye'ye baskı

Buna göre, Kuzey Irak'taki PKK'lıların Türkiye'ye dönmesi sağlanacak. Böylece Kuzey Irak'taki PKK varlığı da çözülmüş olacak. Son aşama ise bölgedeki tüm Kürt partileriyle Türkiye'yi masaya oturtmak. Peşinden de PKK'nın siyasallaşmasını sağlamak için Türkiye'ye baskı yapılacak. ABD bu görüşlerini peşmergeler yoluyla Türkiye'ye iletmeye başladı.

"Türkiye'ye git" çağrısı

Irak Cumhurbaşkanı Celal Talabani liderliğindeki Irak Kürdistan Yurtsever Birliği'nin politbüro üyesi Sadi Ahmed Pire, PKK'ya "Irak'ı terket, Türkiye'ye git" çağrısı yaptı.

Kuzey Irak'ta haftalık yayımlanan Medya gazetesine konuşan Said Ahmet Pire, kendi denetimleri altındaki bölgede sıkışıp kalan 3-4 bin PKK'lının Türkiye'ye gitmesini istedi.

Pire, "PKK, kamplarını da, bürolarını da Türkiye'de kursun" dedi.

Genel af isteği

Türkiye'nin bir askeri müdahalesini kabul edemeyeceklerini belirten Iraklı Kürt yetkili, Türkiye'nin PKK'lılar için genel af çıkarması gerektiğini savundu.

ABD istedi, açıklama yapıldı

PKK'nın bölgedeki varlığından rahatsız olduklarını belirten Pire, sorunun çözümü için bölgedeki Kürt partilerin Türkiye ile masaya oturmasını da istedi.

Bütün bu açıklamaların Washington'un isteği üzerine yapıldığı da belirtildi. ABD'nin esas amacının PKK ile Türkiye'yi masaya oturtmak olduğu da vurgulanıyor.

Karayılan'ın açıklaması

Öte yandan PKK'nın sözde üst düzey yöneticisi Murat Karayılan da, geçtiğimiz günlerde ABD'den bazı yetkililer ile görüştüklerini açıklamıştı. Karayılan, "ABD bizden ateşkes yapmamızı ve silah bırakmamızı istedi. Bu demek oluyor ki, bizi muhatap alıyor" dedi.

Ortadoğu Gazetesi - 29.08.2006

AKP ülkemizi bölmek isteyenlerden yardım bekliyor!

"Türkiye Kürt devletini engelleyemez"

Iraklı Kürt liderlerin ABD'li danışmanı Peter Galbraith, Türkiye'nin, Kuzey Irak'ta bağımsız Kürt devletinin kurulmasını engelleyemeyeceğini ve bunun Türkiye'de de anlaşılmakta olduğunu söyledi.

NTV-MSNBC - 16:41 TSİ 23 Ağustos 2006 Çarşamba

WASHINGTON - Iraklı Kürt liderlerin ABD'li danışmanı eski diplomat Peter Galbraith, Kuzey Irak'ta bir Kürt devletinin zaten mevcut olduğunu ve zaman içinde resmen bağımsızlığını kazanacağını söyledi.

Eski büyükelçi Galbraith, Türkiye'de bağımsız Kürt devletini büyük tehdit olarak gören geleneksel anlayışın değişmekte olduğunu savundu.

Galbraith, "Öne çıkmakta olan görüş, sorunun Kuzey Irak'ın işgaliyle çözülemeyeceğini, bunun Türkiye'yi AB'nin dışına atacağını ve ABD ile ilişkileri çok kötüleştireceğini görüyor" dedi.

Türkiye'nin, Kuzey Irak'ta bağımsız bir Kürt devletinin kurulmasını engelleyemeyeceğini ileri süren Galbraith, Türkiye'de bunu kabul edenlerin, Kürt devletiyle iyi ilişkileri en iyi çözüm olarak gördüğünü savundu ve bunu gerçekçi bir tutum olarak nitelenirdi.

Galbraith, ABD ordusunun da, Güney ve merkezi Irak'tan çekilerek kuzeydeki Kürt bölgesine konuşlandırılmasını önerdi.

Peter Galbraith, Türkiye'deki Kürtlerin büyük çoğunluğunun ise, AB'ye girme yolundaki Türkiye'yi başka alternatiflere tercih edeceğini anlattı.

KAMUOYUNA DAVET

ÇOCUKLARINIZ
"NEDEN ORADA DEĞİLDİN" DİYE
SORMASIN!

Ben 14 Nisan saat 11:00'de Ankara, Tandoğan'dayım ve Ata'nın huzuruna yürüyeceğim.

Ülkeyi yaklaşan kabustan kurtarmak adına yurttaşlık görevimi yapacağım.

Siz ne yapacaksınız?

Yıllar sonra torunlarınıza "Evet oradaydım" diye gururla anlatacak mısınız, yoksa çocuklarınız "Neden orada değildin?" diye sorduklarında başınızı önünüze mi eğeceksiniz?

Ben tehlikenin farkındayım ve 14 Nisanda Tandoğan Meydanında olmayı seçiyorum.

Sizi de bekliyorum.

Prof. Dr. Mehmet NEŞŞAR
Cumhuriyet Halk Partisi
Denizli Milletvekili
09 Nisan 2007

BEBELERE MAYIN, Yılmaz Özdil, Sabah Gazetesi

Türkiye Sitesi - Sevgi Korkmaz

Üzeyir Lokman ÇAYCI

Kendileri çalıp,
kendileri oynayanlar

Etliyle... sütlüyle... tatlıyla beslenenler
Bilemezler senin kıymetini.

Taş çatlasa da onlara açtıramazsın
Çiftliklerinin pencerelerini...
İlgi alanlarında senin gibiler yok
Sen yoksun...
Bunu anlamalısın artık
Zaman ayıramazlar sana!

Onların gözleri hep yukarılarda
Bel büküp
Gerdan kırarken
Padişaha... sultana
Seni tanırlar mı hiç?

İşin aslını sorarsan
İplerinin uçları
Başkalarının ellerinde
Onların kendilerini kral zannetmelerine
Sen hiç aldırma!

Boş umutlarla
Yersiz beklentilerle
Seni insan yerine
Koymalarını bekleme...

Kapalı kapıların adamlarına
Yüzlerce mektup yazsan
Görüşmek ya da konuşmak istesen
Tek bir cevap dahi alamazsın...
Aman ha dikkatli ol
Üstüne üstlük
Şımartırsın onları
Kendilerini bir şey zannederek
Tepeden bakarlar sana!

Onlar birbirlerinin sırtlarını
Sıvazlamayı severler...
Sana sadece
Konuştuklarını "imrene imrene" dinlemek
Yazdıklarını "göklere çıkararak" övmek
Yaptıklarını "alkışlarla" ödüllendirmek düşer...

Zaman kaybedip
Başka şeyler düşünerek
Kendini oyalama.

Üzeyir Lokman ÇAYCI
Paris, 20.06.2007

KAPTAN PİLOT YVES'İN ULUSA SESLENİŞİ...

Yakup YURT

Yakup YURT

Dames en Heren, Mesdames et Messieurs, Bayanlar ve Baylar, Sayidati ve Sadati.
Aziz ve muhterem vatandaşlarım, biraz sabırlı olun...
Kesin mırıldanmayı, konsantrasyonumuzu bozuyorsunuz...
Belki farkında değilsiniz ama, biz burada aylardan beri ciddi ciddi hükümet kurmaya çalışıyoruz !
Nee... liseli kızlar çakmak gazı çekmeye mi başladılar ?
Allah allah ciğerlerine yazık yahu, gencecik, körpecik kızların !
Neden böyle şeyler yapıyorlar acaba ?
Gençlik bunalımı olmalı !
Öyle ya bunalım çeşit çeşit...
Sadece siyasi bunalım olacak değil ya !
Ülkemizin geleceği, sevgili gençliğimiz de bunalımda demek ki...
***
Sevgili vatandaşlarım !
Siz hiç merak etmeyin, vakti geldiğinde sizin yüksek menfaatlerinizi göz önünde bulunduran bir hükümet kurulmuş olacak.
Size Flaman garantisi veriyorum.
Sadece birkaç pürüz kaldı.
Onları da hallettik mi tamamdır Allah'ın izniyle...
Biz bir avuç insanız birbirimizi biliriz.
Ekmek elden, su gölden, yani sizin ödediğiniz vergilerden !
Allah devletimize zeval vermesin, gece yarılarına kadar çalışıyoruz...
Çoluk çocuğun yüzünü bile göremiyor ; sağlığımızı bile kaybediyoruz...
Nankörlük etmeyin, sesinizi çıkartmayın, kibar kibar çalışın bakiyim...
***
Yok efendim, Zaventem'den gece kalkan uçakların gürültüsünden uyananlar varmış.
8 yıldan beri süregelen gürültüyü ben mi yarattım ?
Ben gece 12 ile sabah 4 arası uçulmasın diye çözüm öneriyorum !
Onlar 4 ile 6 arası ne olucak diye gırgır geçiyorlar...
Geçsinler bakalım.
Ben de karar vermeme kararı verdim.
Kararı erteliyeveririz olur biter...
Hem n'olur yani vatan, millet için birazcık az uyusanız ?
Sosyo-ekonomik konjonktür ortada, herşey gözler önünde, besbelli.
Demokratik bir ülkede yaşayan şanslı azınlık mensuplarısınız.
Bütün dünya size gıpta ile bakıyor.
Belçikalı olmanın kıymetini bilin, hakkını verin.
Demokrasi düşmanları fırsat kolluyor, ama onlara oy vermeyin.
Gürültü olmasın diye koskoca uluslararası kargo şirketini kovacak değiliz herhalde !
Adam gece uçmamı kabul etmezsen, bana eyvallah diyor...
Nasıl besleyeceğiz binlerce işsizi, dopçuyu, şomörü, söyler misiniz ?
Oyunuzu bize verdiniz, bizi vekil yaptınız, biz sizin adınıza kavga eder gibi yapıyoruz...
Sizler de herşeyi ciddiye alıyorsunuz yahu !
***
Görün bakın nasıl Başbakan olucam 20 Mart günü.
Bütün küsleri barıştıracağım.
Bir ve bütün bir aile fotoğrafı çektireceğiz hep birlikte.
Gözlerinize inanamayacaksınız !
Mendilleri hazırlayın, zira duygusal anlar yaşayacaksınız...
***
Siyaset çözüm üretme sanatı olma özelliğini çoktan bitirdi.
Globalleşen bu dünyada tek değer para.
Emek öldü.
Tarihe gömüldü.
Hem söyler misiniz Allah aşkına : Para olmasa, emek neye yarar ?
Napolyon akıllı adammış, gerçeği taa o zaman görmüş...
Duygusal biri "Parayla saadet olmaz..." demiş ! Halt etmiş...
Kanuni de "Olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi" laflar etmişti.
Siz kulak asmayın onlara...
Onların tuzu kuru.
"Zenginin parası fakirin çenesini yorar" daha anlamlı.
"Fakirlik ayıp değil, zengin olmaya çalışmamak ayıp"
Sömürü düzeni mi ?
O da ne ? Nerden çıktı o söz ? Bir daha duymamayım o sözü.
Sen eski komünist misin yoksa ?
***
Sözün özü şu sevgili vatandaşlar :
Siz bizi merak etmeyin. Biz nasılsa anlaşır, bir hükümet kurar, uçağı pilotsuz bırakmayız. Ufak tefek türbülanslar olabilir. Pürüzlü sorunları erteleriz. Erteleye erteleye gün gelir çözeriz. Sizi aç ve susuz bırakmayız. Siz bizi düşünmeyin, keyfimiz gıcır, sıhhat ve afiyetteyiz. Kaptan pilot ben Yves, şahsım ve mürettebatım adına hepinize iyi uçuşlar dilerim. Bir dahaki uçuşta tekrar görüşmek ümidiyle. Şimdi kemerleri bağlayın, inişe geçmiş durumdayız !...

Yakup YURT ©
Brüksel, 14 Mart 2008

Emel Kulluk : "Ergenekon Dosyası"